Anladınız mı?

ŞİMDİ anladınız mı dinlerarası diyalog ve hoşgörü neymiş?..

Ilımlı ve light İslam neymiş?..

Yüz çeşit, belki de bin çeşit dinde reform, dinde yenilik, dinde değişim, İslamcılık, Mealcilik, Protestanlık cereyanı neymiş?

Hâlâ anlamadınız mi, Ehl-i Sünnet İslamlığını niçin yıkmak istiyorlar?

Kur’an, Sünnet, Şeriat İslamlığını yıkıp, onun yerine niçin Fazlurrahmanın Tarihsellik ve Tatiliye mezhebini getirmek istiyorlar?

Camilere erkek Müslümanları niçin çağırmıyorlar da, kadınları çağırıp duruyorlar, sebebini anlayamadınız mı?

Müslüman halk ve gençlik İslamı ilmihal kitaplarından değil, Kur’an meallerinden öğrensin diye çırpınmalarının sebebini hâlâ sezip kavrayamadınız mı?

Allah gerçek bir Janus’tur diyen zındığı baş tacı etmelerinin sebebini hâlâ çözemediniz mi?

Tek bir Ümmet olması gereken Sünnî Müslümanları niçin, birbirinden kopuk bin parçaya, gruba, hizbe, fırkaya ayırdılar?

Müslümanların başında niçin râşid, âdil, âbid, muhlis bir İmam yok?

Okullarda mecburî okutulan, M. Kemal resimli, Gençliğe Beyannameli, besmelesiz din kültürü kitaplarının hangi gayeye hizmet ettiği hâlâ fehm ve idrak edemediniz mi?

Mübarek kandil gecelerinde kapalı spor salonlarında kadın erkek karışık oturan kalabalıklara, genç ve güzel kızlar tarafından okunan dinî ilahiler ve neşideler dinletilmesinin sırrına hâlâ vakıf olamadınız mı?

Zekatların Kur’ana, Sünnete, Şeriata, fıkha aykırı olarak toplanıp sarf edilmesinin içyüzünü hâlâ öğrenemediniz mi?

İslam adına faizli banka işletilmesinin sırrı nedir, bilmiyor musunuz?

On milyonlarca Ehl-i Sünnet Müslümanı niçin uyutuluyor? Niçin beyinler yıkanıyor?

Parçayı bütünle özdeşleştiren, hattâ bütünden büyük sananlar nasıl hizmet edecekler?

Mübarek Ramazan akşamlarında içkili, fuhşiyatlı, lüks, beş yıldızlı otellerin restoranlarında verilen papazlı patrikli iftar ziyafetlerindeki niyet temiz niyet miydi, kirli miydi?

Mardin Kasımiye medresesinde çanlar çalar, ezan okunurken papazlarla cüppeli sarıklı Diyanet mensupları niçin havuz üzerindeki köprüden birlikte geçtiler?

Antalya’da içinde mescit, kilise, sinagog bulunan Dinlerarası parkının mahiyeti ve içyüzü nedir?

Bu son kavga veya savaşın perde arkasında on milyarlarca dolar dönüyor, bunun farkında mısınız?

 

22.01.2014 Mehmet Şevket Eygi

Ahmet Şahin’in “Amentüde ittifakımız vardır” sözü üzerine-2

Bu hususu daha evvel ele almış ve Ehl-i kitab ile “amentüde ittifakımız” olmadığını açık bir şekilde izah etmiştim:

http://muratyazici.blogspot.com/2013/12/ahmed-sahinin-amentude-ittifakmz-vardr.html

Ahmed Şahin bahis konusu lafları yazdıktan sonra birçok yazar tarafından tenkid edilmişti. Bunlara cevaben şunları söyleyerek ilk yazdığını te’vil ile müdafaa etmeye çalıştığını görüyoruz:

“Türkiye Diyanet Vakfı’nın 11 kişilik ilim heyetine hazırlattığı İslam ilmihalinde, tüm dinlerin ittifak ettiği bu temel doğrular şu ifadelerle dikkatimize sunulmaktadır: İslam’a göre ilk peygamberin tebliğ ettiği din ile daha sonra gelen peygamberlerin ve son Peygamber Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği din, temel nitelikleriyle aynıdır! Allah’a iman, peygamberlik müessesesi ve ahiret inancı hepsinde vardır!..? s. 10. Evet, bunlar semavi dinlerin hepsinde de değişmez doğrulardır. Bir bakıma ehli kitabın değişmeyen amentüleridir. Bizler de bu amentüde müttefikiz. “Ehli kitapla Amentüde ittifakımız var.” derken de bu değişmeyen doğruları saymıştım geçmişteki bir yazımda. Çünkü biz de Allah’a, peygamberlere, meleklere, ahirete iman ediyoruz. Yani ehli kitapla bu değişmez doğrularda ittifak ediyoruz. Ancak ehli kitabın bazılarının bu doğruları tarif ve tavsif ederken yanlışa düştüklerini de görüyor, Allah’a babalık, peygambere de oğulluk ve krallık sıfatını isnat etmeleri gibi yanılgılarına da şahit oluyoruz. Onlardan bazılarının bu gibi yanlış tarif ve tavsiflerinin doğrusunu anlatma görevi de yine bize düşüyor.” (15 Mart 2005)

Ahmed Şahin burada laf kalabalığı yaparak okuyucunun gözünü boyamaya çalışıyor. Ancak, biraz zekâsı olanlar bu yazdıklarındaki saptırmaları kolayca görecektir. Satır satır ele alıp cevap verelim:

Ahmed Şahin: “Türkiye Diyanet Vakfı’nın 11 kişilik ilim heyetine hazırlattığı İslam ilmihalinde, tüm dinlerin ittifak ettiği bu temel doğrular şu ifadelerle dikkatimize sunulmaktadır: İslam’a göre ilk peygamberin tebliğ ettiği din ile daha sonra gelen peygamberlerin ve son Peygamber Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği din, temel nitelikleriyle aynıdır! Allah’a iman, peygamberlik müessesesi ve ahiret inancı hepsinde vardır!..? s. 10. Evet, bunlar semavi dinlerin hepsinde de değişmez doğrulardır.”

Cevap: Evet, bütün Peygamberler aleyhimüsselam aynı imânı bildirmiştir. İnanılacak hususlarda farklılık yoktur. Musa aleyhisselama ve İsa aleyhisselama imân eden mü’minler de doğru inanca sahiplerdi. Ancak, bu mü’minlerin hepsi asırlar önce yaşamışlardı. Günümüzde, Muhammed aleyhisselama ve Kur’an-ı kerime imân edenler (yani, ümmet-i Muhammed) dışında böyle doğru inanca sahip olan kimse mevcut değildir.

Ahmed Şahin: “Evet, bunlar semavi dinlerin hepsinde de değişmez doğrulardır. Bir bakıma ehli kitabın değişmeyen amentüleridir. Bizler de bu amentüde müttefikiz.”

Cevap: Şu anda hıristiyanların ve yahudilerin ellerinde mevcut Tevrat’ın ve İncil’in tahrif edilmiş (değiştirilmiş) olduklarını bilmeyen yoktur. Musa aleyhisselama ve İsa aleyhisselama imân etmiş mü’minlerden de kimse kalmamıştır. Şimdi “Ehl-i kitab” deyince, Allahü teâlâya şirk koşan hıristiyanlar ve İsa aleyhisselam ile Muhammed aleyhisselamı inkâr eden yahudiler anlaşılır ki, hepsi kâfirdir. Bunlarla Müslümanların “Amentüde ittifak” etmesi asla söz konusu değildir.

Ahmed Şahin: “”Ehli kitapla Amentüde ittifakımız var.” derken de bu değişmeyen doğruları saymıştım geçmişteki bir yazımda. Çünkü biz de Allah’a, peygamberlere, meleklere, ahirete iman ediyoruz. Yani ehli kitapla bu değişmez doğrularda ittifak ediyoruz.”

Cevap: Şimdi dünyada yaşayan yahudilerin ve bilhassa hıristiyanların “Allahü teâlâyı” bilmediklerini daha evvelki yazımda büyük İslâm âlimlerinden naklen yazmıştım. Hıristiyanların hemen hepsi Allahü teâlâya şirk koşmakta, İsa aleyhisselama tapınmaktadırlar. Bunlarla “amentüde ittifak” ettiğimizi söylemek, akıl tutulmasından öte bir cinnete işaret etmektedir. Hadi diyelim ki, dünyada bir yerlerde baba-oğul-kutsal ruh hurafesine inanmayan ve “Allah birdir” diyen bazı hayalî hıristiyanlar ve Allahü teâlâ hakkında tecsim inancında olmayan bazı yahudiler vardır. Bunlarla da “amentüde ittifak” ettiğimiz söylenemez. Muhammed aleyhisselama inanmayan, Peygamberlere aleyhimüsselam inanmış olmaz. Kur’an-ı kerime imân etmeyen, kitaplara inanmış olmaz. Hani nerede ittifak? Ahmed Şahin ilk yazısında diyordu ki: “Garip olan şudur ki ittifak ettiğimiz amentüyü öne geçirmiyor da ihtilaf ettiğimiz teferruatı ileri sürüp mutlak küfre karşı dayanışmamıza engel olarak görüyoruz. Halbuki temelde ittifak varken teferruattaki ihtilaflara takılıp kalmak makul değildir.” Hiçbir Müslüman Muhammed aleyhisselama imân edilmesini “teferruat” olarak görmez.

Ahmed Şahin: “Ancak ehli kitabın bazılarının bu doğruları tarif ve tavsif ederken yanlışa düştüklerini de görüyor, Allah’a babalık, peygambere de oğulluk ve krallık sıfatını isnat etmeleri gibi yanılgılarına da şahit oluyoruz. Onlardan bazılarının bu gibi yanlış tarif ve tavsiflerinin doğrusunu anlatma görevi de yine bize düşüyor.”

Cevap: Ahmed Şahin “bazılarının” diyor. Hıristiyanların ve yahudilerin, yani bugün dünyada yaşayan Ehl-i kitabın tamamı Peygamberimizi aleyhisselam ve Kur’an-ı kerimi inkâr etmektedirler. Bugünkü Hıristiyanların hemen tamamı baba-oğul inancına sahiptir. Ahmed Şahin ise “bazıları” diyerek safsata yapıyor. İşin doğrusu, meselâ, diyalog faaliyetlerinde muhatap aldığınız katolikler diyor ki:

“Tanrının birliği içinde üç şahıs vardır: Baba, oğul ve kutsal ruh. Bu üç kişi birbirinden ayrıdır. Baba tanrıdır, oğul tanrıdır, kutsal ruh tanrıdır, ama üç tanrı yoktur, bir tane tanrı vardır. Bu üç şahıs beraberce ezelîdir ve birbirlerine eşittir: hepsi de yaratılmamışlardır ve sonsuz kudret sahibidirler.” (Katolik Ansiklopedisi)

(Hâşâ!)

 
Demek sizler “Halbuki temelde ittifak varken teferruattaki ihtilaflara takılıp kalmak makul değildir” derken, bu inanca sahip olanlarla “temelde ittifak” ettiğinizi ve bunlarla olan ayrılıklarınızı “teferruattaki ihtilaf” olarak gördüğünüzü söylüyorsunuz. Sözlerinizin ve işlerinizin zâhiri budur!
  

Allahü teâlâ sapmaktan ve şaşırmaktan tüm Müslümanları muhafaza buyursun. Âmin.

Murat Yazıcı

Bayraktar Bayraklı’nın Bozuk Görüşü

Bayraktar Bayraklı

Bayraktar Bayraklı

Bayraktar Bayraklı, Habertürk Gazetesi’nde 15 Mart 2013 tarihli makalesinde şöyle diyor:

“Biz Cennet ve Cehennem’in geçici olduğunu söylüyoruz. Eski âlimler de bunun farkına varmışlar fakat açıklayamamışlardır.” (Bayraktar Bayraklı)

“Eski âlimler” diye bahsettiği Cehm bin Safvân olsa gerek. Nitekim, Dr. Ebubekir Sifil  24 Temmuz 2004 tarihli Millî Gazete makalesinde şu bilgileri veriyor:

“Kaynaklar, kabir azabı, sırat, mizan, rü’yetullah… gibi hususları inkâr etmesi yönüyle Mu’tezile’nin, kulun iradesini inkâr etmesiyle Cebriye’nin fikir babası kabul edilen Cehm b. Safvân’ın bu konuda aykırı görüş beyan ederek cennet ve cehennemin belli bir aşamadan sonra fena bulacağını (yok olacağını) söylediğini zikreder. Ancak bu görüşünde kendisine tabi olan kimse mevcut değildir. Sadece cehennemin fena bulacağı görüşü ise ilk olarak Mu’tezile’nin ileri gelenlerinden Ebu’l-Hüzeyl el-Allâf tarafından ortaya atılmış ve İbn Teymiyye, İbnu’l-Kayyım, daha sonraları –İbnu’l-Vezîr diye bilinen– Muhammed b. İbrahim es-San’ânî, Musa Carullah Bigiyef ve İsmail Hakkı İzmirli tarafından savunulmuştur.” (Ebubekir Sifil)

Bayraklı’nın bu sözünün hükmü aşağıda bildirilmiştir.

İmam-ı a’zam Ebu Hanife rahimehullah, Fıkhu’l-Ebsat’ta diyor ki:



-Eğer Cennet ve Cehennem fâni olacaktır derse? diye sordum.-Ona Allahü teâlâ Kur’ân’da cennetin nimetlerini “Kesilip tükenmeyen, yasak da edilmeyen” (el-Vakıa) olarak vasfetmektedir, de. Cennetlik ve Cehennemlikler girdikten sonra Cennet ve Cehennem yok olacaktır diyen kimse de orada ebedî kalışı inkâr ettiği için, kâfir olur.”

Kâdîzâde Ahmed Efendi rahimehullah diyor ki:

“Cennet ve Cehennem ve içlerinde bulunanlar sonsuzdurlar. Bunun aksini söylemek küfürdür. Allahü teâlâ bizi bundan korusun.” (Birgivî Vasiyetnâmesi Şerhi, Bedir Yay., s. 124)

Zahid el-Kevseri rahimehullah diyor ki:

“Cennet ve Cehennem’in ya da bunlardan birisinin baki olduğunu inkar edenlerin tekfiri, Ehl-i Hakk’ın icmâ’ına dayanır.” (Makalat, 377) “Cennet ve Cehennem’in baki olduğu hususu Kur’an, sünnet ve yakini icma ile sabittir.” (Makalat, 450)

 

bayraktar bayrakli

İmam-ı Şaranî rahimehullah diyor ki:

“Her kim (Cehennem fani olacak) derse, o kimse sahih senedle nakledilen hadisin iktiza ettiği mananın dışına çıkmıştır ve Peygamberin (aleyhisselam) getirdiği ayet-i kerimeler ile Ehl-i sünnetin, adil imamların ittifak ettikleri şeye muhalefet etmiştir. (Resule karşı gelip, mü’minlerin yolundan başka bir yola gideni, o yönde bırakır ve Cehennem’e sokarız; orası ne kötü bir yerdir.) [Nisa 115]” (Muhtasaru Tezkiretil Kurtubi, Bedir Yay., s. 302)

Murat Yazıcı

Yaşar Nuri ÖZTÜRK Ahireti İnkar Ediyor

Yasar_Nuri_Ozturk_3

Yaşar Nuri Öztürk – Ahireti İnkar Ediyor

Y. Nuri’nin Mayıs 2012 de show tv de yayınlanan konuşması, kendinin ne kadar inkarcı ve zavallı olduğunu bir kez daha ortaya dökmüştür. Yılların prof’u falcılardan ve Hint felsefesinden etkilenmiş ki artık reenkarnasyon masalını diline dolamış.

Konuşmasından özetlediğimiz bölümleri aşağıya aldık… Cevaplarını da ilave ettik… Allahu Teala bizleri ahır zaman fitnelerinden muhafaza eylesin….

1-<<<Allahu Teala insan yapısını kodlamış, yüz elli yıla kadar yaşayabilir, bunu yüz elli yılın altına çekmek insanın davranışıyla alakalıdır, yoksa cenabı Hak zalim mi yani, sana şu kadar yıl sana şukadar yıl , niçin sebeb ne? Herkese aynı yılı vermiş yüz elli yıla kadar yaşayabilirsiniz gerisi size kalmış, değişmez kanun kader budur, Allah herkese göre bir kader takdir ederse Allah zalim olur, Emevi zalimleri kendi zulümlerini kapatmak için Allahı zulümlerine alet ettiler bu kader kavramı….>>>

C-1- Herkese yüz elli yıl verilmiş yalanını nerden bulmuş? Adem a.s. ın ömrü bin sene olduğu söylenir, Nuh a.s. ın bin seneden fazla, bazı kavimlerin fertlerinin kıssalarında üç bin sene, iki bin sene dört yüz sene, beşyüz sene yaşayanların kıssaları vardır. İbrahim a.s ve İmran gibi bazılarının yüz sene civarı. Bu ümmetin ömrü de 70-100 arasıdır. Nebi sallallahü aleyhi ve sellem’İn ömrü 63 seneydi. Şimdi hangisinden 150 seneyi bulmuş çıkartmış… Sadefe felsefe, mantık ve hayal mahsülü olan fikrini Allahu tealaya iftira ederek sayıklamış….

<< Allah herkese göre bir kader takdir ederse Allah zalim olur>> Bu sözü de kaderi inkardır ve kader mefhumunu anlamadığını bildirir. Allahu Teala faili muhtardır, dilediği gibi tasarruf etme hakkına sahiptir ve yaptığından sorulmaz. Sahih hadisi şeriflerde insanın ana rahminde yaratılığının üç adet kırk günle (120) tamam olduğu ve sonra bir görevli melek gönderilerek dört kelimeyi yazmasıyla emredildiği zikredilmiştir bu rivayet son derece malum ve meşhurdur. <Rızkını, amelini, ecelini, iyimi kötü mü olduğunu yazmakla emredilir.>

Bu rivayet ve benzerlerinden anlaşılan husus, herkes için değişik kader tayin edilmiş ve imtihan şekilleri farklı yapılmıştır. Zaten böyle olmasa eşyanın tabiatına zıt olurdu, zira herkes için aynı şeyler takdir edilirse ozaman insanlar arasındaki sosyal ictimai hayatın çeşitliliği olmazdı ve bu kadar teferruatlı bir hayat zuhur etmezdi, belki monoton sabit bir hayat olup belli kalıplar içinde sürerdi. Ama “hergün bir iştedir..” ayetinin beyanına göre sürekli değişik olaylar ve haller yaratan rabbimiz kemalatlarını göstermeyi sevmiştir.  Hatta bütün peygamberlerin hayatlarını incelerse sayısız teferruat görürüz. O halde kaderler farklıdır, ama neticede hasıl olan imtihan herkes için dünya hayatında mevcuttur.

“O Allah ki sizi çamurdan yarattı sonra ecele hükmetti, tayin edilmiş ecel O’nun yanındadır, sonra siz şüphe ediyorsunuz…” (En’am: 2)

Bu ve benzeri ayetler de ecellerin Allah tarafından tayin edildiğini, müddetini de ancak kendisinin bildiğini beyan ediyor. O halde 150 sene veya başka bir söz ile kayıtlamak, şu ve benzeri ayetleri inkardır….

Her şeyin ezelde tayin edilip takdir edildiği hakkında bir çok ayet vardır.

“Her şeyi, açık kitapta (Levhi mahfuz) yazdık-zabdettik…” (Yasin:12)

“Aranızda ölümü biz takdir ettik, (Bu konuda) bizim önümüze geçilmez.” (Vakıa: 60)

“Her ümmet için bir ecel vardır, ecelleri gelince bir an geri bırakılmazlar ve bir an da öne alınmazlar.” (A’raf: 34)

“Muhakkak Allah’ın tayin ettiği ecel gelince, ertelenmez.” (Nuh: 4)

“Hiçbir kimse Allahın izni olmadan ölme. Ölüm belirli bir süreye (tayin edilmiş ecel) göre yazılmıştır.” (Ali İmran: 145)

Şimdi bu ayetler ecelin sadece Allahu Teala tarafından bilindiğini açıkça beyan ederken, birinin kalkıp belli bir miktar ile tayin etmesi, ancak ve ancak küfür ve inkar olur…

Yaşar Nuri Öztürk - Ahireti İnkar Ediyor

Yaşar Nuri Öztürk – Ahireti İnkar Ediyor

Emevilerin zulümlerine perde olması için kader konusunu ortaya attıkları iddiası, aslında Şiilerin iftirasıdır. Bu sözü ortalıkta boy gösterten bir çok zavallı da zırvalamaktadır.. Asıl dertleri kaderi inkar ve Hazreti Muaviye r.a gibi büyük bir ashaba dil uzatmaktır, ancak ashaba dil uzatanların aslında Peygamberimize (sallallahü aleyhi ve sellem) iman etmedikleri de bir gerçektir.

Onlara sormak lazım; Emevi dönemi kaç sene sürdü? 80 küsür…. Ondan evvel Asrı saadet ve Raşit halifelerin dönemi 53 sene civarında olup bu dönemde din tamam olmuş ve Allahu Teala din olarak islamdan razı olduğunu bildiren ayetini indirmişti. Dinin asılarında itikadi konular ve haram – helal meselelerinde asla sapma olmayacağı beyan edilmişti. Belki bazı ictihadi konularda tartışmalar olacağı da bildirilmişti. Bu durumlarda ne yapılması lazım geldiğini soran sahabelere cevaben “Benim ve Raşit halifelerimin yolu..” diyerek sıratı müstekimi beyan eden Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem mucizevi bir şekilde ileriki durumları haber vermişti.

O halde Emevilerin yapacağı yanlışların sadece kendilerini bağlayacağı ve dine zarar vermeyeceği de anlaşılmış oldu. Üstelik Emevilerden sonra hılafeti alan Abbasiler 500 küsür sene iktidarda olup hemen Emevilerin icraatlarını alt-üst ederek islama kendi anlayışları üzere hizmet etmişlerdi. İmamı A’zam r.a her iki dönemde yaşamış ve olaylara vakıftı, yapılan zulumlere karşı mücadele etti, yanlışlara yol vermemek için fetva makamına geçmedi ve bu yüzden Abbasi halifeleri tarafından hapsedildi ve hapiste şehid oldu.. Şimdi biri kalkıp ta Abbasiler dini değiştirdi diyormu? Yok… Ohalde Emeviler de dini değiştirmek gibi büyük bir suç işlememişledir, belki insanları idare etmek için bazı haksızlıkları işlemişlerdir.  Amelerini Allahu Teala hesaba çekip karşılığını verecektir, bize düşen şey ibret almaktır.

Ancak Y. Nuri ve benzeri (M.İslamoğlu) gibi sapıkların, kendi yamukluklarını inkarlarını örtmek için Emevilere saldırması sinsi bir Yahudi hilesidir, fakat işe yaramaz…

2-<<Reenkarnasyonu dışlayarak hayatı izah edemezsiniz Hintli bunu  8 bin yıl evvel bulmuş. Yani reenkarnasyok yoktur hıret inancına aykırıdır, git şurdan ne aykırısı ahıret inancının en büyük takviye edicisi reenkarnas yondur. Onsuz hayatı izah edemezsiniz.>>>

C-2- En temel eserlerde bile dünyanın ömrünün 7 bin sene olduğu zikredilir ken, 8 bin yıl evvel Hintlinin yaşadığını nerden bilmiş….. Hintlinin Brahman ve Buda gibi sapık inançları, asıl tevhid dinlerinden ayrılmakla meydana gelmiş dalalet yollarıdır, bunların içinde bazı güzelliklerin olması kimseyi yanıltmasın, zira o güzellikler insan fıtratının gereği olup bütün hak dinlerin peygamberlerinin öğrettiği genel hususlardır… Brahmanlar ve Budistler o güzellikleri çalıp kendi yalan ve hilelerini süslü göstermek istemişlerdir.

Y. Nuri gibi yılların prof’u olan (güya) akıllı birinin, hak din islamın beyanlarını, ulemanın sözlerini bırakıp ta kahin ve falcı şaşkın bir Hintliye uyması ne ile izah edilecek? Zavallı, namaz oruç zekat gibi hükümleri olmayan haram helal kavramı bulunmayan bir yolu nefsine hoş görmekle aslında nefsini ilahlaştırmıştır, ama haberi yok….

< ne aykırısı ahıret inancının en büyük takviye edicisi reenkarnas yondur>

Bu sözü ve evvelindeki çıkışı, aslında ahıret inancındaki sapmaların zuhurudur… Asıl haber verilen ve bizden kabul edip hazırlanılması istenen ahıret nerde, Y. Nuri ve diğer batılların düşündükleri hayal ettikleri ahıret nerde…. İkisi birbirinden çok farklı… Zira bizim inandığımız ahıre ceza yurdudur, yani amellerin karşılık göreceği gerçek bir hayattır, mecaz ve hayal değildir, şu an bile yaratılmışlardır ve ebediyen yok olmazlar. Ahırete gidildiğinde artık dünyaya dönüş olmaz, zira dünya ve bu alem yok olmuştur..

Reenkarnasyoncuların inandığı bir ahıret varsa orası, kendilerince hayal ettikleri bir yer olup ölüler oraya çıkıp geri gelebiliyorlar…. Böyle bir yere ahıret denmez… Bu şekilde ölmeye de ölüm denmez bilki adam komaya girmiştir ve bir müddet sonra uyanmıştır… Buna ölüm denmez.. Ölümde bedenden ruh ayrılacak ve beden toprağa konulacaktır. Ruh ise makamına çıkıp kıyameti bekleyecektir. Kabirdeki bedeniyle irtibatlandırılacak ve kabrin azabı veya nimetinden haberdar olacaktır. Bu aleme berzah (kabir) alemi denir. Bundan sonra kıyamet kopunca asıl ahıret başlayacak ve artık asla dönüş imkanı olmayacak… Bu şekilde bir ahıret anlayışı sadece ehli sünnette vardır..

Reenkarnasyoncuların inandıkları ahıret, hayallerindeki tasavvur ettikleri bir yerdir…

3-<<<Eski hayatlar yeni gelişleri etkiliyor, hiçbir şeyi hatırlayamayacak sınız. Siz adam gibi yaşamanın önüne konmuş evrensel şartlarına uyarak yaşayacaksınız. Biri orda doğuyor biri burada biri kör, biri malul, öbürü sefalet içinde Allah zulum mü yapıyor…. >>>

C-3- Bu sözü de büyük bir küfürdür, zira geri gelişi iddia etmek, bir çok ayeti inkardır.

“Sonunda, onlardan birine ölüm geldiği zaman, der ki: “Rabbim, beni geri çevir ki, geride bıraktığım (dünya) da salih amellerde bulunayım.” Asla (geri geliş olmaz), gerçekten bu, yalnızca bir sözdür, bunu da kendisi söylemektedir. Onların önlerinde, diriltilip kaldırılacakları güne kadar bir engel (berzah) vardır.” (Mü’minun Suresi, 99-100)

“Yıkıma uğrattığımız bir ülkeye (tekrar dünya hayatı) imkansız (haram) dır; hiç şüphesiz onlar, (dünyaya) bir daha geri dönmeyecekler.” (Enbiya Suresi, 95)

Ayetler dünyanın geçici olduğunu, her şeyin fani olduğunu beyan ediyor. Ama Y. Nuri artık ayet anlayacak halde değil, galiba hipnotizma olmuş…

4-<<<Ahıret denen yerde mahşerde bütün insanlığı toplayacaklar ve orada bir terazi kurulacak ve herkesi orda… böyle bir şeyin olacağına kafanız basıyormu, bunlar müteşabih konulardır,…>>>

C-4- Bu söz de ahırette toplanma dediğimiz mahşeri inkardır ve küfürdür. Ahıreti inkar cezayı ve nimetleri de inkardır  ve imanın en önemli kısmını yok saymaktır.

“Allaha karşı gelmekten sakının ve O’nun huzuruna toplanacağınızı bilin.” (Bakara: 203)

“Andolsun, ölseniz de öldürülseniz de Allahın huzurunda toplana caksınız.” (Ali İmran: 158)

“Bilsin ki O, onların hepsini huzuruna toplayacaktır.” (Nisa: 172)

 “Huzurunda toplanacağınız Allah’a karşı gelmekten sakının.” (Maide: 96)

“ve bunların (topluca hesap yerine) sevkedilecekleri günü hatırla.” (Neml: 83)  Daha bir çok ayeti kerime mahşere toplanılacağını ve hesapların yapılarak amellerin tartılacağını bildirir.

“O gün amellerin tartılması da haktır. Kimlerin sevabı ağır basarsa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (A’raf Suresi)

“İşte o vakit, kimin tartıları ağır gelmişse, artık o, hoşnut olacağı bir hayat içinde olacaktır.” (Karia: 6-7)

Şimdi bu ayetler karşısında mahşerin ve tartıların olmadığını iddia etmek veya bunları mecaza yormak elbette inkarcı felsefeciler ve zındıkların işidir.. Y. Nuri den bunu beklemezdik…

5-<<<Kur’an her yaratılan ruha bir kredi veriyor… Kur’anı adam gibi okumadılar ki… ber onu bulanlardan biriyim… Bu kredinin adı ömür, bunu adam gibi kullanan bir kere gelir kullanır hakkını verir  ve gider öbür alemlerde devam eder.  Krediyi ihlal eden krediye ihanet eden haklarını çiğneyen tekrar gelir bidaha gelir olmadı bidaha gelir, faturayı ödeyene kadar gelir, nasıl ödeyecek, bu dünyada çektikleriyle, Allahtan fazla merhametli olmaya da kalkmayın denmiştir.

Yaşar Nuri Öztürk - Ahireti İnkar Ediyor

Yaşar Nuri Öztürk – Ahireti İnkar Ediyor

Adam geçmişte yaptıklarının hesabını burada ödüyorsa sen bunun önüne set çekemezsin… >>>

Bu açıklamaları da gidenin geri gelmesinin güya aklınca izahı… hayret bunu kendince bir ceza ödemeyle izaha kalkmış. Ceza yurdu ahırettir, dünya imtihan yeridir, asıl ceza (karşılıklar) ahırette görülecek.

“O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.” (Mülk: 2)

“Dünya hayatı, aldatıcı meta’dan başka bir şey değildir.” (Ali İmran: 185)

“Dünya hayatı bir oyun ve elencedir. Elbetteki ahıret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hala akıllanmayacak mısınız.” (En’am: 32)

“İnsanların hangisinin daha güzel amel yaptığını deneyelin diye şüphesiz biz yeryüzündeki şeyleri ona bir ziynet yaptık.” (Kehf: 7)

Ahıretin, ebedi ceza yurdu olduğunu ifade eden ayetlere gelelim:

“Din gününün sahibi.” (Fatiha: 4)

“Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.” (Zariyat:6)

“Bu hüküm ve ayırma günüdür..” (Mürselat: 38)

“Şüphesiz hüküm ve ayırma günü belirlenmiş bir vakittir.” (Nebe: 17)

“Allah şöyle dedi: Çekil git. Onlardan kim sana uyarsa kuşkusuz cehennem tam bir karşılık olarak hepinizin cezası olacaktır.” (İsra: 63)

6-<<<Ben ikinci sefermi geldim kaç sefer geldim bilmiyorum….

Vallahi bilmem Morgının bana dediğine göre üçüncü gelişim benim  bende  bir takım haltlar işlemişim, yanlış yapmışım,  evvelki gelişimde Suriye dolayla rında komutanmışım…>>>

C- 6- Bu sözleri de ölümü ve ahıreti inkardır. Zira ölen bu alemden çıkmıştır, kabir alemine intikal etmiştir, kıyametin kopmasıyla diltilip mahşere çıkacaktır. Peygamberimizin bildirdiği ve Kur’anın haber verdiği olay bu şekildedir, hayal mahsulleriyle veya kahin-falcı taifesinin uydurmalarıyla inkara kalkmak, hiçbir akıl sahibinin yapacağı bir yanlışlık değildir, ancak aklını kaybedip nefsini ilah edinenlerin zırvalaması olabilir. Yılların prof’u gitmiş bir kahinden falcıdan akıl almış ve ona uymuş… Vay halimize…. Kainatın Efendisi sallallahü aleyhi ve sellem ve onun varisi olan alimlerin sözleri nerde kaldı, kimin dinine iman ettin, gabya imanın nerde, aklınlamı ahıreti anlayacaksın… o zaman peygambere ne gerek vardı, sen bu sözlerinle peygamberi de devre dışı bıraktın, kendin mi karar vereceksin… herkes aynısını veya bir benzerini söyleyebilir, bu durumda kimin dediği isabetli olacak….

Burada yanlış yaptığını itiraf ediyor, zira bütün kafirler ahırete yollandığını anlayınca yanlış yaptıklarını itiraf edip geri dönmek isteyecekler ama buna izin verilme yecek, işte ayeti kerime:

“Sonunda, onlardan birine ölüm geldiği zaman, der ki: “Rabbim, beni geri çevir ki, geride bıraktığım (dünya) da salih amellerde bulunayım.” Asla (geri geliş olmaz), gerçekten bu, yalnızca bir sözdür, bunu da kendisi söylemektedir. Onların önlerinde, diriltilip kaldırılacakları güne kadar bir engel (berzah) vardır.” (Mü’minun Suresi, 99-100)

7-<<<Bazı ruhların gelişleri kendi hatalarını tamirden çok hemcinslerine ışık tutmak için olur…

Zenci bir kadın falcı diyebiliriz, elimi bir saate yakın ne okur… korkunç bir kadın… inanmak çok ağır bi tabir, bunları safsata görmek te isabetli değil…>>>

Bu sözüyle güya kendinin geri gelişinin insanlara ışık tutmak için olduğunu söylüyor…. Yani ilahi emirle gelmiş acaba yakında peygamber olduğunu mu söyleyecek.. Bunun alt yapısını mı hazırlıyor… veya peygamberle görüştüğünü mü söyleyecek… yani ondan haber getirdiğini söylemek için….. Herneyse giden bir daha bu dünyaya gelemez, öyle olsaydı açık bir şekilde bunu Kur’an ve Resulullah s.a.v. haber verirdi ve sonraki gelişlerinizde işi sıkı tutun derdi.. Böyle bir şey yok ve asla buna da ihtimal yok…

Falcı kadının sözleri onda tesir etmiş ki inkar edilemez diyor… Şu hale bakın….. Biz İslami bir konuda bir alimin keşfi ve anlayışıyla söylediği bir husus zikretsek, hemen delilin nedir bu uydurmadır v.s. saldırırlar inkar ederler… ama kendileri zırvalayınca kimseden çıt çıkmıyor, niçin diğer prof. lar bu adama itiraz etmemişler acaba… Bayındır, islamoğlu, Karaman, Bayraklı, Okuyan v.s. prof. lara ne oldu da dilleri tutuldu…. Onlarda mı böyle acaba…..

Netice: Reenkarnasyona inanan Y.Nuri ve benzeri kişiler, ölümü, dirilmeyi, gerçek ahıret hayatını, hesapları, cezayı, Kur’anı ve peygamberi inkar etmiş olurlar.. O halde hükümlerini kendileri vermiş oldular, bizim bir şey dememize gerek kalmamıştır

Ali Kara Hoca

http://www.islamikoru.com sitesinden alıntı..

Mustafa İslamoğu’da Meal Yazarsa Sonuçları Böyle Olur

Mustafa İslamoğlu Palavrası

Mustafa İslamoğlu 

Talha Hakan ALP,Facebook sayfasında yayınladığı yazıda,Mustafa İslamoğlu’nun Kur’an Meali’nde ki hataları ele alıyor.

Meal mi Melal mi?

Bir kardeşimizin sorusu üzerine Mustafa İslamoğlu’nun Âdiyât suresinin ilk ayetlerine verdiği meale baktım, “Allah şahittir; (vahye) dinmez bir hınçla saldıranlara,” diye başlıyor ve ilgili ayetlerin vahye düşmanlıktan geri kalmayan müşrikleri tasvir ettiğini ifade ediyor.
Sözü dolandırmaya hiç gerek yok, bu meali ayetin lügavi çerçevesiyle bağdaştırmak mümkün değil. Birçok yönden temelsiz bir yorum ve trajik olan böyle mesnetsiz yorumların okuyucunun karşısına meal olarak çıkması.
Mesnetsiz; çünkü dipnotta kendisinin de söz ettiği “yemin vavı” mealde buharlaşmış, ilginç biçimde mealde yemin yok.
Zaten vav’a yemin manası verecek olsa âdiyât kelimesini “saldıranlar” şeklinde meallendiremez. Allah’ın saldırgan müşriklere yemin etmeyeceği çok açık. Üzerine yemin edilen şeyin bir kıymeti, bir önemi olması gerektiğini herkes bilir.
İkinci husus, âdiyât kelimesine “saldıranlar” manası vererek başta Mekkeli müşrikler olmak üzere bilumum saldırgan kafirlere dikkat çekmiş oluyor.
Âdiyât kelimesinin müennes/dişil bir kalıp olduğunu düşününce “bu müşriklerin hepsi kadın mı? Neden kelime müennes kalıpta gelmiş?” diye sormadan edemiyor insan.
Mustafa İslamoğlu, yorumunu az biraz metne sadık kalarak sunmuş olsaydı: “Yemin olsun vahye dinmez bir hınçla saldıran kadınlara!…” demesi gerekirdi.
Ama bulduğu yeni anlamın cazibesiyle kelimenin müennesliğini gözden kaçırmış olmalı ki, kelime müennes olduğu halde cinsiyeti belirten herhangi bir ifade kullanmadan yalın “saldıranlar” diyor.
Oysa Arap dilinde kasıt bizzat kadınlar değilse genel bir ifade kullanılır ve -Kur’an’ın da her zaman yaptığı gibi- müzekker/eril kalıpla dile getirilir: mesela “ve’l-âdiyât” yerine “ve’l-âdûn” denirdi..
Mustafa İslamoğlu, yerleşik tefsirlerde olduğu gibi âdiyât kelimesinin gayr-ı akil varlıklara (mesela atlara) delalet ettiğini kavrayabilmiş olsaydı bu sorunla karşılaşmayacaktı. Çünkü Arapçada gayr-ı akil varlıklar çoğul halinde müennes sığasıyla ifade edilirler…
Defalarca dedik, yine diyoruz; ayetlere bugünün insanının ilgisini çekecek, onlara muhtevayı ve muhtevanın ağırlığını hissettirecek ilginç mealler tasarlamakla iş bitmiyor, aksine başımıza bir yığın iş açılıyor.
Muhtevayı bugüne en iyi yansıtacağını düşünüp râm olduğumuz “yeni anlama” ayeti adapte etmek için çırpınırken farkında olmadan zemin kayması yaşıyoruz; metnin ifade hususiyetlerinden, gramerinden, bağlamından kopuyoruz.
Bir şeyler anlatmış oluyoruz, ama anlattığımız şey Kur’an’ın anlattığı şey olmuyor, bizim kurgumuz oluyor… Ne var ki okuyucu bunun farkında değil. Çünkü kahir ekseriyeti mealin atölyesine inebilecek durumda değil.
Kur’an-ı Kerim’in anlamını günümüz insanının idrakine taşımak buysa, bu işi bırakıp hidayet romanlarına dönelim. Onların uyandırdığı hidayet hissi çok daha yoğun.
Sonuçta emsal meallerle doğrunun/gerçeğin peşinde değil, müslümanları Kur’an’ın çekim alanına katacak “manevi cazibenin” peşinde değil miyiz?
Metinle temellendirilemeyen anlamların/meallerin yaptığı primi başka türlü izah edebilen var mı?

MUHAMMED NUR DOĞAN’A REDDİYELER

M.Nur DoganCübbeli Ahmet Hoca, uzun bir süre önce yaptığı bir vaazında anlattığı ‘Hadis’ten dolayı kendisine ‘Kâfir’ damgası vurmaya çalışan Muhammet Nur Doğan ve Alparslan Kuytul gibi isimlere, 17 Kasım 2011 tarihli mescid sohbetinde yanıt verdi. Cübbeli Ahmet Hoca, ‘Bana kâfir diyenlerin kendileri kâfir oldu’ derken bu ithamlarda bulunanları tövbe etmeleri gerektiği konusunda tavsiyede bulundu.
Geçtiğimiz Cuma akşamı canlı olarak yayınlanan ‘Cübbeli Ahmet Hoca’yla Sohbetler’ programında Yılmaz Tunca’nın da bu internette bulunan sohbet videosu ile ilgili sorusuna yanıt veren Cübbeli Ahmet Hoca, yaptığı açıklamasında; ‘Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Cebrail Aleyhisselam’dan üstünlüğünü anlattığım bir konuşmaydı. Bana ‘Kâfir’ damgası vurmaya çalışanlar art niyetli kişilerdir” diye konuştu.

Ahmet Hulusi’nin İfsadı!!

Ahmet Hulusi

Ahmet Hulusi’nin Son zamanlarda “Dini Yanlış Algılamak” isimli kitabı, daha sonra da diğer kitapları elimize geçti. Kitapları Baştanbaşa kelime oyunları ve tüm gerçekleri inkâr eder nitelikte, hurafe ve tahriflerle doludur!

İnsanları yanıltıp inkâra götürücü ve 1400 seneden beri gelen “süzel” inançları  yok edici sözlerini aşağıdaki bölümlerde tek tek Göreceğiz…

Öncelikle şunu söyleyelim; tüm kitabında Kur’an-ı Kerim’e ve sağlam hadislere dayanan, peygamberimizden günümüze kadar sapasağlam en güzel şekilde gelen: ALLAH, melek, ruh, cin, şeytan, ahiret, cennet ve cehennem inancını yıkarak ve de büyük Mutasavvıf; İmam Rabbani’nin yanlış Olarak gördüğü, Vahdet-i Vücud görüşünün kafasını, gözünü kırarak, kendine göre öncekilere hiç benzemeyen bir şekilde empoze etmek istiyor.

Daha doğrusu; insanları ve tüm canlı, cansız,temiz- pis, her şeyi, her zerreyi “ALLAH” kabul ederek,” ALLAH, zatıyla ve tüm sıfatlarıyla, her zerrenin içindedir” diyip , yeni bir inanç icad ediyor ; bunu da kendi keşfi olduğunu söylüyor !

Nasıl mı? İşte zihinleri karıştırıp allak bullak eden sözleri:

1- Önce Tanrı kelimesini tenkit ederek; ”gökte, ötelerde bir Tanrı yoktur.” diyor.

2- Sonra daha ileri giderek; “İlah yoktur, Ötede, göklerde bir İlah yoktur.” diyor.

3- “ALLAH Kur’an-da İlah yoktur dediği halde, adamlar ilahiyat fakültesi kurmuşlar. İşte onların ilimleri bu kadardır.” derken ne hale düştüğünün farkında mı acaba?…
4- ALLAH (c.c.) Kur’an-ı Keriminde:

Ahmet Hulusi'nin İnkarlarla dolu kitabı

“(Ey insanlar! ) O gün (hesap için) huzura alınırsınız; size ait hiçbir sır gizli kalmaz.” ( Hakka suresi ayet: 18)

“ Musa da: Ben, hesap gününe inanmayan her kibirliden, benim de Rabbim, sizin de Rabbinize sığındım, dedi.” (Mü’min suresi.ayet: 27)

“ Bugün herkese kazandığının karşılığı verilir. Bugün haksızlık yoktur. Şüphesiz ALLAH, hesabı çarçabuk görendir.” (Mü’min uresi.ayet: 17)

Buyurduğu halde Ahmet Hulusi :

5- “İbadetler, rıza kazanmak için değil, İkinci yaşamda kimse senden hesap sormayacak. Bu ibadetleri (fizikî) fayda ve cehennem olan güneşin çekiminden kaçabilmek için yapıyorsun diyebiliyor!

6- “Ötelerde arşta bir ilah yoktur. ALLAH diye işaret edilen, insanların özünde” diyor ve ALLAH’ı arştan indirip, kafir, ateist her tip insanın özüne hapsediyor!

7- “Holografik esasa göre, her zerrede tümüyle, Tasavvufa göre her zerrede zatıyla, sıfatıyla, isimleriyle mevcuttur.” diyebiliyor ve ALLAH’ı (c.c.) maddelerin içine sıkıştırıyor.

[Hâşâ! Böyle sözlerden ALLAH’a Sığınırız! ALLAH bu iftiradan berîdir Yücedir, ilmi ve kudretiyle her zerreye hakimdir. Yerleri ve gökleri yarattıktan sonra arşa mahiyetini bilmediğimiz bir halde istiva etmiştir.]

8- ALLAH’ın ruh üflemesini, meleklerin ruh üflemesini bildiren âyet ve hadisleri görmemezlikten gelip hiçe sayarak:

“Beyin kendi ruhunu üretir.” diyebiliyor.

9- “Evrende sayısız dalga boyları katmanlarında, sayısız bilinç türleri vardır. Dünyamızda bu alt katmanlarda yaşayan bu canlı türlerinin bir kısmına da o devirde “ cin” adı verilmiştir.” derken:

{Sanki cinler kendiliğinden var olmuş ve o zamanki insanlar, onlara “cin”ismini takmış gibi

“Ben cinleri ve insanları ancak ibadet etsinler diye yarattım.”  âyetini ve Kur’an-da insan suresi olduğu gibi bir de cin suresi olduğunu, cin ismini, ALLAH’ın Kur’an’da bildirdiğini, babaları Cann’ın yalın ateşten yaratıldığını, Hz. Süleyman’ın ve peygamberimiz Hz.MUHAMMED (s.a.v.)’in hem insanlara hem cinlere peygamber olduğunu:

“Biz cenneti ve cehennemi insanlar ve cinlerle dolduracağız.”

Ahmet Hulusi

Ayetini, bildiği halde yok sayarak, Kur’an daki “cinlerle” ilgili diğer ayetleri, onların Hz. Süleyman’ın emriyle Mescid-i Aksa’yı inşâ ettiklerini ve bir çok hizmetlerde bulunduklarını; kaleler, heykeller, sabit kazanlar yaptıklarını; peygamberimizin ilk yıllarında ise:

Kur’an-da bildirildiği gibi bir cin; sabah namazında peygamberimizi dinleyerek kavmine haber vermesi sonucu, ALLAH’ın hidayeti ile Müslüman olduklarını, onların da Salihleri ve ermiş velileri olduğunu, İmam Teberi’nin rivayetine göre; onlardan sekiz yüz peygamber geldiğini bilmesi gerekirken; bunları hiç kâle almadan, onlar tabiat kuvvetlerinden bir enerjiymiş ve ölüm ötesinde melekler ve disiplin yokmuş da orada insanlara nüfuz edeceklermiş gibi çok tehlikeli! laflar edebiliyor.!}

İşte ayet;

“(Resûlüm!) De ki: Cinlerden bir topluluğun (benim okuduğum Kur’an’ı) dinleyip de şöyle söyledikleri bana vahyolunmuştur: Gerçekten biz, hârikulâde güzel bir Kur’an dinledik .” (Cin Sûresi âyet:1)

“Doğru yola iletiyor, ona iman ettik. (Artık) kimseyi Rabbimize asla ortak koşmayacağız.” (Cin Sûresi âyet:2)

10- Neredeyse Cebrail (a.s)’ı postacıya benzeterek istihza…

11- Peygamberimizi (s.a.s.)’i de , güya tenzih etmek için…robota benzetiyor ?

12- Her bölümde “ALLAH diye işaret edilen” ifadesini kullanırken: ALLAH (c.c.) görünen bir mekânda sabit, parmakla işaret edilir bir cisimmiş gibi, bir şekle sokmuyormu! Veya ALLAH’ın zatı yok mu ki; ALLAH diye işaret edilen tabirini kullanıyor. Hâşâ!

Böyle sapkınlıklardan ALLAH’a sığınırız…

Avnullah ÖZMANSUR Hoca Efendi,