Mezhepsizlik

Mezhepsizlik

MEZHEPSİZLİK İslâm Şeriatini Tehdit Eden En Tehlikeli BİDATTİR

Üzerimize vâcib olan besmele, hamdele ve salvele vazifesini yerine getirdikten sonra:

Herkesin bildiği gibi İslam, Batılıların anladığı dar mânada bir din değil, Yaratan tarafından insanlara gönderilmiş ilâhî bir Kanun, bir dünya nizamıdır ve onda dünyevî-uhrevî, temporel-sprituel ayırımı yoktur.

İslam nizamının dinî-dünyevî amel (aksiyon, eylem) hükümlerinin topuna Şeriat denilir. Bu hükümler edille-i Şer’iyye (şer’î deliller) deni­len dört kaynaktan elde edilmiştir. Kaynakların aslı, temeli ALLAH’ın Kitabı Kur’an-ı Kerim’dir. Sonra Son Peygamber’in sünneti. Üçüncüsü İslam ümmetinin fukahasının icmâı ve dördüncü olarak da kıyas.

Bin dört yüz yıl boyunca Müslümanların âlimleri ve bilgeleri fıkıh ekolleri olan mezhebleri korumuşlar, geliştirmişlerdir. İlk asırlarda on-bir kadar mezheb kurulmuşsa da, bunların dördü kalmış, diğerleri tat­bikatta devam etmemiştir.

Son zamanlarda ülkemizde Arap dünyasından veya Pakistan taraf­larından gelen mezhebsizlik rüzgârları estirilmektedir. İslam Şeriati’ni yıkmayı amaçlayan mezhebsizliği iki zümre destekliyor:

Birinciler, İslam’ın fıkıh hükümlerini, dünyaya ait ahkâmını orta­dan kaldırıp dinimizi bir hümanizmaya çevirmek isteyen reformcular­dır. Bunların içinde bazı İlahiyat profesörleri bile vardır. Maalesef, din işlerine karışmamaları gereken bazı resmî laik çevreler de, bu cereyanı desteklemekte, yönlendirmekte, uğrunda büyük meblâğlar harcamak­tadır.

İkinci sınıf mezhebsizler, zahirde dindar ve tavizsiz görünen bazı mutaassıplardır ki, onlar kendi bozuk itikadlarını ve sapık mezheblerini Türkiye’de yayabilmek için sünnî mezhebleri yıkmak gayesini güt­mektedir.

Birtakım câhillerin ağzında şu cümle sakız olmuştur:Asr-ı Saadette mezheb var mıydı? Yoktu. O halde mezheb bid’attir!”

Bunlara deriz ki: Asr-ı Saâdet’te, Kur’an-ı Kerim de, baştan sona kadar tek bir Mushaf halinde yazılmamıştı. Huffâzın hafızalarında, parçalar halinde şurada burada yazılmış bulunuyordu. Yemâme savaşında Ashab-ı Kiram’dan hayli hafızın şehid olmaları karşısında endişeye düşen bazı sahabe Halife-i Müslimîn Hazret-i Ebûbekr’e müracaat ederek, Kur’anın kitap halinde yazılmasını talep etmişler ve ondan sonra ilk Mushaf ortaya çıkmıştır. Asr-ı Saâdet’te yoktu diye Mushaf a bid’at de­nilebilir mi? İşte Mushaf Kur’an’ın ilâhî nazmını, mezheb de, o nazmda ve onun tefsiri mâhiyetinde olan Sünnet’teki Şeriat hükümlerini bir araya getiren bir müessesedir. Elzemdir, faydalıdır, zarurîdir.

Bazı makaleler, risaleler, kitaplar vardır ki, isimleri muhteviyatla­rından daha önemlidir. İşte Türkiye Müslümanlarına sunduğumuz bu kitabın birinci bölümünü teşkil eden, merhum Muhammed Zâhid el-Kevserî’nin (Düzcelidir) “Mezhebsizlik Dinsizliğe Köprüdür” baş­lıklı makalesi ile, onu takib eden ve Suriye ulemasından Said Ramazan el-Bûtî’nin telif ettiği “Mezhebsizlik İslam Şeriati’ni Tehdit Eden En Tehlikeli Bid’attir” kitabının başlıkları böyledir. Hicrî 14’üncü as­rın, miladî 20’nci asrın iki büyük din âlimi, iki Şeriat önderi işte Müs­lümanları bu başlıkları taşıyan yazılarıyla uyarıyorlar.

Mezhebsizlik İslam Şeriati’ni yıkmak, ondört asrın birikimi olan İslam kültürünün hukuk hazinesini dışlamak; ilâhî nizam olan İslam’ı ya bir hümanizma, yahut da bir ideoloji derekesine düşürmek demek­tir.

“Herkes dinini Kur’an’dan öğrensin, mezheblere lüzum yoktur…” fikri tatbikatta anarşi doğurur. Mezhebsizler de namaz kılmayı, abdest almayı, orucun ahkâmını ilmihal ve fıkıh kitaplarından, yâni mezheblerden öğrenmektedir.

Mezhebsizlik İslam Dünyası için bir çare ve çözüm değil, bir inti­hardır.

Şii Ali Şeriati

İranlı şiî hocaların bile zındık dedikleri bir zatın kitapları Türkçe’ye çevirilmekte ve okuyanların kafaları karmakarışık edilmektedir. Bu adam, İslâm-Şinasî adlı eserinin bir yerinde “ALLAH gerçek bir Janus’tur hezeyanını savurmaktadır. Janus eski Roma putlarından iki çehreli bir puttur.

Mısırlı bir zatın lisanımıza tercüme edilmiş bir kitabında “Namaz­lar ve dualar, bütün bunlar tembellik çağlarının ürünüdür…” denilmektedir. (İkinci baskısında bu cümle “Salâvat ve zikirler tem­bellik çağlarının ürünüdür” şeklinde değiştirilmiştir.)Mezhebsizlik yayıldıkça sapıklık da yayılmaktadır. Kur’an ve hadîsteki müteşâbihatı lügavî mânasına alarak ALLAH’ın gökte olduğu­nu, yüzü, eli, ayağı bulunduğunu iddia edenler bile çıkmıştır. Yine mezhebsizler tasavvufa ve sûfîlere de hücum etmekte onları şirkle, küfürle itham etmeye kadar gitmektedir.

Mezhebsizlik, hukuku kabul edip de, müdevven kanunları, mevzu­atı inkâr etmeye benzer.

İslam ne bir hümanizma, ne de ideolojidir. İslam dinî-dünyevî ilâhî bir nizamdır. Şeriat, onun amelî ahkâmının heyet-i mecmuasına veri­len addır. Fıkıh ve mezhebler bu ahkâmın kanunları ve ilmidir. Mezhebleri inkâr etmek, Müslümanları dinsizliğe götürür, güçlerinin git­mesine sebebiyet verir.

Elinizdeki bu kitap bu gerçeği ilmen, aklen, mantıkan isbat etmek­tedir.

Ucu Resullerin Seyyidine ulaşan nurânî silsileyi ve devamlılığı ko­parmamak istiyorsak… İslamî birikimi muhafaza etmek istiyorsak… Muhammedi hakikati ve geleneği yaşatmak istiyorsak Şeriatımıza, fık­hımıza, hak mezheblere, 1400 yıllık kültür birikimimize, İslama sahip çıkmalıyız.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s